11 Aralık 2009 Cuma

ben bes dakikaya donecegim




silahın namlusunu yağlar babam
durup dururken salonun ortasında
annemin muz aldığı da olurdu
yeter artık diyeceğim yettiğinde
şen şekeri koy, devam et çayına

ben beş dakikaya döneceğim

nasıl aldatılır bir kadın bu kadar
bir de otobüs dolusu ihramlı gelmiş
dönüp duruyorsa kırlanmış gıçlar
hala umut vardır bekle sen

ben beş dakikaya döneceğim

annemi üzdüm kızdım ona çok
haketmedi bu dilenci bu kadar azar
alnımda kuru kan kaçıncı bayram
ıslık da çalabilseydi türbanlı kızlar
hem, kalkıp gideyim ben şimdi
sen çayımı tazele ardımdan

ben beş dakikaya döneceğim

ne zaman sussan saclarim kisalir
ar damarım çatlar, gözlerim kızarir
bir kamyon, bacak yığar üstüme; çorapsız
-evladım bu ne sırası acaba ?
teyze sen bir sus tut şu kalemi

ben yarım saate döneceğim

bir de sunu bil ki
yatağın sağ tarafında uyuyamam ben

17 Kasım 2009 Salı

avlu


avluya golgeler serpilmis
tikirtisina toplanir mi guvercinler
kundakta bebe kokan ellerim
nasilda unutturuyor adini bu sehirler

10 Mayıs 2009 Pazar

beni dahil etmeyen renkleri var bu fotografin








gözlerin, boyuna tekmelese de
getirip koyardın başucumuza
ötelerine bırakılmış yavru köpekleri


ellerin , ah ellerin
-ellerinden verir kokusunu her kadın-
uzun parmaklar tutar
ne yana baksan, şaşkın
terlerdi avuçlarım


cam kenarları pamukçuklanır,
konar kalır saçlarında günboyu
-ne hoş olurdun ikimiz birden-
karmaşası süzülürdü
beni kalkıp gittiğin gecelere


-bir masanın güzelliğidir oysa
masa olup,
sonsuza kadar öyle kalması...


kim demişti ?











30 Nisan 2009 Perşembe

" -bir maniniz yoksa... "














sizki bir otobüsün ardından bile
kaç defa koştunuz
kimbilir
yüreğinizdeki ağırlıklar

omuzlarınıza çökerken geceleri

dalgalı denizler çizer

parmak uçları

deniz
tüm kumlarıyla dolardı
yüzümün çizgilerine





kabarık yastıklar döşenince

-tavandan çiçekleri de sarkardı-

ağır yorganlarına sokulurdum
gece yatılıya gidilen
misafirliklerin
kanaviçelerine saklanıpta gizlice

naftalin kokularıyla

dalardık hülyalı rüyalara

sabahlar bir uzar
bir uzar
yaşımız küçüçük kalırdı





ne zaman gelir bilinmez olur
insanın ruhu
(...çocukluğudur)
yanıbaşına dikilir gofretleriyle

üstün başın kırıntılanır

süpürmeye kalksan
yutulursun
son bilyelerini de
akşamdan sıkıca örtülmüş perdeleri ah aralayabilsen

dışarışı
bir aydınlık
bir aydınlık





ağlayıp gittiğin arka odalarda

düşüverirdin
sessizce
sonbahar sevdasina
çekip çekip sündürdüğün aşk hikayelerin

tüm hayatını
ancak sarabildi
bir yavru kedinin...


















mavi
















beklenenden daha yanlız oluyor
sabahları balığa çıkan tekneler


mavi bir boncuk düşürür yere
telefondaki ses
mavi
ışıltısını süzer de öyle bırakır
ağır ağır
sessizce


anlaşılmaz gelişi gibi
yüreğimi sarsan
gidişi de